Helal-Haram Bilinci
İslam dininin temel amacı yaratılmış olan şerefli mahlûkata hayatı boyunca kılavuz olmaktır. Bu kılavuzluk neticesinde insanoğlunun dünya ve ahiret mutluluğu hedeflenmiştir. Bu hedef doğrultusunda ise bazı helaller ve bazı yasaklar getirilmiştir. Getirilmiş olan bu ilkelerin hepsi insan için onun kendi menfaati içindir. Dünyalık huzur insan için olduğu gibi uhrevi mükâfat (cennet) insan içindir. Bunun zıddını ifade edersek dünyevi sıkıntı insan içinse uhrevi ceza (cehennem) insan içindir.
Yüce Allah’a karşı kulluk vazifemiz olan ibadet hayatımızı yerine getirmemekteyiz. Din sadece ibadet hayatıyla sınırlı hükümler ihtiva etmemektedir. İbadet hayatıyla beraber günlük yaşantımızda dikkat etmemiz gereken ilkelerde İslam Dininde mevcuttur. Yeme-içme, giyinme, eğlence, aile hayatı, cinsel yaşam, sosyal hayatla ilgili beşeri ilişkilerde takınılması gereken prensipler Dinin genel çerçevesi içinde yer almıştır. İnsan için çizilen bu çerçeve, yaratılmış insanın fıtratına ters olmayan, hakeza fıtratı destekleyen, onuru güçlendiren bir çerçevedir.
Sözlükte "yasak, memnu" anlamına gelen haram, dini bir terim olarak, kesin bir delille, açık bir şekilde yapılmaması istenen fiildir. Haram, dinî bir kavram olup, bunu tespit ve tayin yetkisi sadece Allâh'a aittir. Bu konuda insanların yetkisi yoktur. Hz. Peygamber'in bu konudaki hadisleri, Allâh'ın koymuş olduğu hükmü açıklamaktan ibarettir. Bu nedenle İslâm âlimleri, hakkında nass bulunmayan konularda ihtiyatlı davranarak haram tabirini kullanmaktan kaçınmışlardır.
Dinen yapılması veya yenip içilmesi yasaklanmayan, serbest bırakılan şey demektir. Allâh ve Rasûlü'nün bir şeyin helâl olduğunu belirtmesi veya işlenmesinde günah olmadığını bildirmesi, o fiilin helâl olduğunu gösterdiği gibi, o fiil veya şeyin yasaklandığına dair bir delil bulunmaması da helâl olduğunu gösterir. Zira eşyada aslolan helal oluşudur. Buna göre bir şey, dinin açık bir hükmüne, yasağına ve ilkesine aykırı olmadıkça helâldir, meşrudur. Helâl kavramının, meşru, caiz, mubah tabirleri ile yakın ilişkisi vardır. Çoğu zaman da eş anlamlı olarak kullanılmaktadır.
Kur’an-ı Kerimde Yüce Allah iyi ve güzel olan şeyleri Peygamber vesilesi ile helal kıldığını çirkin ve kötü şeyleri haram kıldığını bizlere şöyle bildirmektedir. “Onlara iyi ve temiz şeyleri helal, kötü ve pis şeyleri haram kılar.”[1] Ayet-i kerime haram kılınan şeylerde kötülük ve pislik olduğunu, helal kılınan şeylerde ise iyilik ve temizlik olduğu vurgulanmaktadır. Bu yönüyle “helal ve haramı insanın kendi yaşantısını güzele ulaştıran, kötülüklerden alıkoyan emirlerdir” diye ifade edebiliriz. Bir başka ayet-i kerimeyi sizlerle paylaşmak isterim. Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır. “(Ey Muhammed!) Sana, kendilerine nelerin helâl kılındığını soruyorlar. De ki: “Size temiz ve hoş olan şeyler… helal kılındı.”[2]
Kur’an-ı Kerim bizlere helal ve haram kılma yetkisinin Allah’a ait olduğunu bizlere bilmediğimiz şeyler hakkında şu helaldir veya şu haramdır dememizi yasaklamaktadır. Bu husus ile ilgili iki ayet-i kerimeyi sizlerle paylaşmak isterim. Ayetlerde şöyle buyrulmaktadır.
قُلْ أَرَأَيْتُم مَّا أَنزَلَ اللّهُ لَكُم مِّن رِّزْقٍفَجَعَلْتُم مِّنْهُ حَرَاماً وَحَلاَلاً قُلْ آللّهُ أَذِنَ لَكُمْ أَمْ عَلَى اللّهِتَفْتَرُونَ
De ki: “Allah’ın size indirdiği; sizin de, bir kısmını helâl, bir kısmını haram kıldığınız rızıklar hakkında ne dersiniz?” De ki: “Bunun için Allah mı size izin verdi, yoksa Allah’a iftira mı ediyorsunuz?”[3] Diğer bir ayette ise mealen şöyle buyrulmaktadır. De ki: “Allah’ın, kulları için yarattığı zîneti ve temiz rızkı kim haram kılmış?” De ki: “Bunlar, dünya hayatında mü’minler içindir. Kıyamet gününde ise yalnız onlara özgüdür. İşte bilen bir topluluk için âyetleri, ayrı ayrı açıklıyoruz.”[4]
Bu ayetler açıkça, haram ve helâli belirleme hakkının sadece Allah'a ait olduğunu göstermektedir. Bu nedenle helâl ve haramı kendisinin belirlemesi olacağı kanaatinde olan herkes Allah’ın haklarına tecavüz etmiş olur. Buda çok büyük bir günahı gerektirmektedir.
Allah’ın helal kıldıklarını helal olarak kabul edip onlara yönelmeli, haram kıldıklarını da haram kabul ederek onlardan kaçınmalıyız. Bize düşen en doğru davranış şekli bu olacaktır. Yoksa haramı helali belirlemeye kalkışırsak o zaman haddimizi aşmış oluruz. Yüce Rabbimizin bu husustaki ayet-i kerimeler şöyledir.
وَلاَ تَقُولُواْ لِمَا تَصِفُ أَلْسِنَتُكُمُالْكَذِبَ هَـذَا حَلاَلٌ وَهَـذَا حَرَامٌ لِّتَفْتَرُواْ عَلَى اللّهِ الْكَذِبَإِنَّ الَّذِينَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللّهِ الْكَذِبَ لاَ يُفْلِحُونَ
“Lisanlarınızın yalan yere vasıflandırdığı şeyler hakkında "Şu helâldir ve şu haramdır" demeyiniz ki, Allah'a karşı yalan iftirada bulunmuş olursunuz. Şüphe yok ki, Allah'a karşı yalan da bulunanlar felâha eremezler.”[5]
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْلاَ تُحَرِّمُواْ طَيِّبَاتِ مَا أَحَلَّ اللّهُ لَكُمْ وَلاَ تَعْتَدُواْ إِنَّ اللّهَلاَ يُحِبُّ الْمُعْتَدِينَ
“Ey iman edenler! Allah’ın size helal kıldığı iyi ve temiz nimetleri (kendinize) haram etmeyin ve (Allah’ın koyduğu) sınırları aşmayın. Çünkü Allah haddi aşanları sevmez.”[6]
Yukarıda sizlerle paylaşmış olduğum ayetler bizlere şu hususu hatırlatmaktadır. Bu hatırlatmada Allah’ın helal kıldığını haram kılmak, haram kıldığını ise helal kılmanın çok büyük günah olduğudur. Bu sebeple hakkında kesin bilgi olmadığımız veya herhangi bir hüküm çıkarma kabiliyetimiz olmadan az bir bilgi ile bir şeye helal veya haram dememeliyiz. Çünkü böyle bir davranışın vebali çok ağırdır. Hakkında bilgi sahibi olmadığımız bir konu hakkında helal ve haram dersek o zaman dinle ilgili prensipleri bozabiliriz. Bu durum ise bizlere çok büyük sıkıntılar doğuracaktır.
Sevgili Peygamberimiz bir hadislerinde ise helal ve haram hakkında şu hususu bizlere bildirmektedir.
اَلْحَلاَلُ مَا أحَلَّ اللّهُ في كِتَابِهِ، وَالْحَرَامُ مَا حَرَّمَ اللّهُ في كِتَابِهِ، ومَا سَكَتَ عَنْهُ فَهُوَ عَفْوٌ، فَلاَ تَتَكَلَّفُوا السُّؤَالَ عَنْهُ.
“Allah Resulullah (a.s) buyurdular ki: "Helal, Allah Teala’nın kitabında helal kıldığı şeydir. Haram da Allah Tealanın kitabında haram kıldığı şeydir. Hakkında sükût ettiği şey ise affedilmiştir. Onun hakkında sual külfetine girmeyiniz.”[7]
Herhangi bir konu veya herhangi bir hareketin haram mı veya helal mi olduğunu naslardan çıkarabilecek insanlar yok mudur? Sorusu aklımıza gelebilir. Bu soruyu şu maddeler ışığında cevap verebiliriz.
1.Bir konu hakkındaki bütün her şeyi tam olarak bilinmesi,
2. Konuyla ilgili Dini nasların tamamına vakıf olunması,
3. Güncelleme ve yorumlama yapılabilmesi,
4. Dinin ana maksatlarını iyi bilinmesi ve verilecek hükümlerde bunların gözetilmesi,
Bu maddelere tam bağlı kalınmak ve ilahi emri helal ve haram koymada otorite olarak kabul ettikten sonra müçtehit elbette belirli bir şeyin veya belirli bir hareketin helal mi haram mı olduğunu naslardan çıkarabilir. Böyle bir uğraş yapılmadıktan sonra helal ve haram hükmünü bir şeye koymamız bizler için çok yanlış bir tutum olacaktır.
Yüce Rabbimiz İslam dini ile bizlere zorluğu değil kolaylığı getirmiştir. Bu kolaylıklardan biride zaruret halinde olunduğu durumlarda haddi aşmamak helalleri haram saymamak üzere haram olan bir şeyi yiyebilir veya bir işi yapabilir. İlgili ayette Yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır. “Allah, size ancak leş, kan, domuz eti ve Allah’tan başkası adına kesileni haram kıldı. Ama kim mecbur olur da, istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın yemek zorunda kalırsa, ona günah yoktur. Şüphesiz, Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”[8]
Haram günün şartlarına göre helal olarak görülmemeli, helal günün değişen ve gelişen şartlarına görü haram sayılmamalıdır. Bize düşen görev helalleri haram, haramları helal saymak yerine tespit edilen helallere uymak ve haramlardan kaçınmaktır.
Vaazımızı Hz. Peygamber (s.as.) Efendimizin haram ve helal hususunda takınmamız gereken tavrı bildiren bir hadisiyle sonlandırıyoruz. "Şurası muhakkak ki, haramlar apaçık bellidir, helaller de apaçık bellidir. Bu ikisi arasında (haram veya helal olduğu) şüpheli olanlar vardır. İnsanlardan çoğu bunları bilmez. Bu durumda, kim şüpheli şeylerden kaçınırsa, dinini de, ırzını da muhafaza etmiş olur. Kim de şüpheli şeylere düşerse harama düşmüş olur, tıpkı koruluğun etrafında sürüsünü otlatan çoban gibi ki, her an koruluğa düşebilecek durumdadır. Haberiniz olsun, her melikin bir koruluğu vardır, Allah'ın koruluğu da haramlarıdır. Haberiniz olsun, cesette bir et parçası var ki, eğer o sağlıklı olursa cesedin tamamı sağlıklı olur, eğer o bozulursa, cesedin tamamı bozulur. Haberiniz olsun bu et parçası kalptir.[9]
Yüce Rabbim helallerine uymayı haramlarından kaçınmayı, dünya ve ahiret mutluluğunu yakalamayı, bu mutluluk için uğraş içerisinde olmayı bizlere nasip etsin. Geceniz mübarek olsun. Allah’a emanet olun.
Tavuk Yemeden Önce Okunacak Son Yazı
Ucuz olması ve kolay hazırlanması nedeniyle tavuk çok tüketilen bir besin. Ancak siz okuyucularımızın bize gönderdiği pek çok soru gösteriyor ki, tavuk eti ile ilgili hem sıhhi, hem de dini noktada büyük bir endişe var. Ne kadar sağlıklı olduğu, dinen helal olup olmadığı ise sürekli tartışılıyor.
Tavuk ile ilgili pek çok şey yazılmış ve çizilmiş. Yazılanların bir çoğu bu işi ticari gaye ile yapanlar tarafından hazırlanmış gibi görünüyor. Onların iddialarına göre hijyenik ortamda son teknoloji ile kesim ve paketleme yapılıyor. Son derece sağlıklı tesislerde hazırlandığı iddia edilen bu tavuklar için helal sertifikaları bile alınmış. Ancak bizim merak ettiğimiz konu, bu tavukları yemek ne derece sağlıklı, fıkhen hangi çerçevede değerlendirilebilir üzerinedir. Bu nedenle konunun uzmanı Fatih Kalender’e bu konuyu sorduk.
Tavukla ilgili pek çok iddia var: Sağlıklı tesislerde kesilmediğini söyleyenler, dini usullere riayet edilmeden kesildiğini dile getirenler, tavukların ilaçla yetiştirildiği için kanser riski oluşturduğunu belirtenler… Peki, işin doğrusu nedir?
Tavuk ile ilgili çok farklı yerlerden hazırlanmış birçok yazı var. Bunlardan bir kısmı hijyen arayan tüketicilerin sorularına cevap veriyor, pek azı da dini açıdan ele alıyor. Biz de sizin gibi bu işin fıkıh yönünü inceleyen ve dikkate alan diğer Müslümanlar için sorularınızı cevaplamaya çalışalım. Soruyu cevaplamadan önce, meselemizi üç bölümde incelememiz gerekiyor: Birincisi günümüzde makineyle kesim nasıl yapılmaktadır? İkinci olarak İslam fıkhına göre kesim nasıl yapılmalı? Üçüncü ve netice olarak da makine kesiminin İslam fıkhına uyup uymadığı yerler nerelerdir?
Makine İle Tavuk Kesimi Nasıl Yapılıyor?
Dünyanın birçok ülkesinde pek çok kesimhanede hayvanların makinelerle kesildiği bir gerçektir. Bunun sebebi de kitle imalatı için ihtiyaç duyulan hızlandırma ve maliyeti düşürme gerçeğidir. Böyle bir tesis saatte ortalama 8400 tavuk kesimi yapmaktadır. Bu rakam tesisin büyüklük ve ufaklılığına göre de değişebilir.
Sistem Nasıl İşliyor?
Kesim tesisine gelen tavuklar, kamyonlardan boşaltılarak “konveyör sistemi” denilen makineye baş aşağıya gelecek şeklinde bantta bulunan tutamaklara ayaklarından takılırlar. Tavuklar ayakları bağlı ve baş aşağı bir vaziyette uzun bir hatta ilerleyerek kesim yerine taşınırlar. Kesim makinesine bir metre kala tavuklar “elektro şok havuzu” denilen elektrikli soğuk su havuzlarına sokulurlar. Bunun sebebi hayvanın kesim esnasında daha az acı çekmesi olarak açıklansa da, bu konuyu araştırmış yazarların makalelerini okuduğumuzda, asıl sebebin bu olmadığını anlamaktayız.
Tavuklar Neden Elektro Şok Havuzuna Sokuluyor?
Bıçak, tavuğun boğazına değdiği anda çok güçlü bir şekilde kanatlarını çırpmaya başlar. Bu da tehlikelere davetiye çıkarabilir. Örneğin, kanadı yerinden çıkabilir, kanadı kırılabilir ve tavuk hızlı dönüşler yaparak ayaklarını kırabilir. Kanadı veya ayağı kırılan tavuk tüy yolma makinesine girdiğinde oradaki çok yüksek devirle dönen kamçılarla tüyleri yolunurken kanat veya ayakları paramparça olabilir. O kanatlar ve ayaklar kullanılmaz hale geldiğinden tavuğun zayiat oranı artar. Şayet kanat veya ayak kırılmamış da, yerinden çıkmışsa iç kanama olur. Bu da tavuk üzerinde morluklar ve kızarıklıklar olmasına sebebiyet verir ki, malın kalitesi düşer. Elektrikle şoka maruz kalan tavuk, kesim esnasında fazla çırpınmadığından kanı fazla boşalmaz ve kanın bir kısmı içeride kalarak tavuğun daha ağır olmasına yol açar. Çünkü bir tavukta normalde 200 gr kan olur. Bir tavukta 200 gr kan olunca günde 300 bin tavuk kesilse 60 ton eder. Bu büyük bir rakam. Kanı akmamış tavuğun kanları kılcal damarlarında kalır ve bu tavuğun rengi morumsu olur.
Tavukların Kesilmesi ve Tüylerinin Yolunması Nasıl Gerçekleşiyor?
Şoktan sonra tavuklar kesilecek yere ulaştırılır. Sonra döner veya düz bıçakla boğazları kesilir. Bu evreyi takip eden süreçte boğazları kesilen tavuklar, sulu yolma sisteminde haşlama kazanları dedikleri sıcak sulara sokulurlar. Ve orada bir müddet bekledikten sonra tüy yolma makinelerine girerek tüyleri yolunur. Oradan da temizleme, parçalama ve paketleme evrelerine doğru hareket ederler. Tavuk ve benzeri hayvanların tüylerini daha kolay yolmak için kullanılan tekniklerden biri de ıslatma usulüdür. Buna “sulu yolum”, ıslatmadan olana da “kuru yolum” denmektedir. Sulu yolumun, kuru yolum yerine tercih edilmesi, sıcak suda tüyleri yumuşayan tavukların yolumunun daha kolay ve hızlı olmasıdır.
İslam Fıkhına Göre Kesim Nasıl Olmalıdır?
Makineyle kesimin usule uygun olup olmadığını anlayabilmemiz için öncelikle İslam fıkhına göre hayvan kesiminin şartlarının neler olduğunu bilmemiz gerekiyor. Meşru olan kesim, boğazlama yoluyla olandır.
Kesilecek Olan Hayvan Kesim Sırasında Canlı Olmalıdır. Hayvanın kendiliğinden ölmüş olması halinde eti haram olacağından, kesim esnasında hayvanın canlı olması şarttır. Kesilen hayvanın canı sırf kesimle çıkmalıdır. Hayvanın ölümü bu kesim işlemi ile gerçekleşmelidir. Bu şart haddi zatında yukarıdaki şartın tamamlayıcısıdır. “Helal yapıcıyla haram yapıcının bir yerde toplanması durumunda haram yapıcı, helal yapıcı üzerine tercih olunur.” kaidesi genel olarak mezheplerin kabul ettiği bir kaide olduğundan bu şart hakkında mezhepler açısından pek farklılık bulunmamaktadır.
Besmele Şartı Ve Bunun Zamanı: Hayvanın kesilmesi esnasında besmelenin gerekli olup olmaması makineli kesimde çok büyük bir önem arz ettiğinden bu konuya biraz değineceğiz. Hayvan kesilirken Allah’ın adının anılmasının şart olup olmaması veya hangi ölçüde şart olduğu âlimler arasında müzakere edilmiştir. Konuyla ilgili birkaç ayet-i kerime var. Onlardan biri de En’am Sûresi’nde yer alan “Üzerine O’nun adı anılarak kesilenlerden yiyin” mealindeki ayet-i kerimedir (6/118). Bu ve benzeri ayeti kerimelerden kast edilenin, Allah’tan başkası adına kesilen hayvanların yenmesini yasaklama mı, hayvanın Allah adına kesilmesi ilkesi mi, yoksa hayvan kesilirken Allah adının telaffuz edilmesi mi olduğu müzakere edilmiştir. Ancak, alimlere göre hayvanın kesimi esnasında, unutulmadığı durumda besmele çekmek şarttır. Besmeleyi söylemeye takati olduğu halde kasten terk edilmesi halinde ise o hayvanın eti yenmez. Kesen kimsenin Müslüman veya Ehl-i Kitap olması bu sonuçları cumhura göre değiştirmez.
Makine İle Tavuk Kesimin Sakıncaları Nelerdir?
Şimdi, bu bilgiler ışığında günümüz tavukçuluğundaki entegre (bütünleşmiş) sisteminde makineyle kesim olayını ele alalım.

Tavuğu Ayaklarından Asmak: Kesim tesisine gelen tavuklar kamyonlardan boşaltılarak konveyör sistemi ile baş aşağıya gelecek şeklinde bantta bulunan tutamaklara ayaklarından takılırlar. Tavuklar baş aşağı uzun bir hatta ilerleyerek kesim yerine taşınırlar. Hayvana eziyet vermemek kaydıyla bunda dinen herhangi bir mahsur yoktur.
Elektro Şok Olayı: Kesim makinesine bir metre kala elektrik verilmiş soğuk su havuzlarına sokulurlar. Bu merhale, dinen önem arz eden bir merhaledir. Kendilerine şok için elektrik verilen tavukların bu merhalede ölme ihtimalleri vardır. Zira bu esnada elektro şok havuzunun su seviyesi pilicin boynunu tamamen içine alır. Yani yaklaşık 15-20 saniye hayvan hem elektrik şokuna maruz kalır, hem de havayla irtibatı kesilir, yani nefessiz kalır. Bu safhada tavukların hepsi ölmese bile içlerinde bünyesi zayıf olduğu için ölenler olabilir. Makine kesiminde ölen bu tavuklar bilinemeyeceğinden diğerleriyle karışma ihtimali yüksektir. Bu safhada titizlik gösterilerek voltajın seviyesi ayarlansa ve piliçlerin kafaları su içinde kaybolmasa, belki bu problem aşılabilir. Burada şunu da belirtmeliyiz ki, makine ile değil de elle kesim yapan kesimhanelerde de elektro şok havuzu kullanılmaktadır. Bunu da sizin dikkatinize sunuyoruz.
Kesim Yapan Kişideki Şartlar: Elektro şoktan çıkan piliçler kesim şeridine gelerek kafaları kesilir. Bu safhada da dini açıdan birçok problem gözükmektedir. Çünkü bir kesimin İslam’a göre caiz olabilmesi için kesen kişide şu şartların yer alması gerekir: Akıl ve temyiz gücüne sahip olması, Müslüman veya Ehl-i kitap olması, hayvanı Allah adına kesmesi… Yani genel olarak kesim işini yapan kimsenin Allah adına kesmeyi kavrayacak ölçüde temyiz gücüne sahip olması gerekir. Hâlbuki burada kesme işlemini yapan makinedir, insan değil.
Yanlış Yerden Kesim: Başı sabit bir şekilde durmayan sürekli hareket halinde olan bir canlının kafasının, istenildiği yerden kesilebilmesi de burada bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır. Zira makinenin dönen bir el değirmeni veya öğütücü bir makine gibi bir eksen etrafında dönüp duran bir bıçağı var ve bu bıçak çok hızlı olduğu gibi çok da keskindir. Baş aşağı olan tavuğun boynunu anında keser. Bıçak önünden geçen hayvanın, her ne kadar şok havuzundan çıkmış olsa bile, herhangi bir nedenden dolayı hareket etmesi mümkündür. Bu durumda hayvanın boğazı fıkhen istenilen yerden kesilebileceği gibi, kafası fıkhen istenilmeyen yerden de kesilebilir. Bu kesim işleminin yeri tam olarak bilinmedikçe şüphe olacaktır. Veya kesilen hayvanların bir kısmında bu şüphe olacaktır. Ve o hayvanların diğer kesilen hayvanlarla karışması durumunda, yine helallilik ve haramlılık söz konusu olacaktır. Burada tekrar mecelle kaidesini tekrar hatırlayalım. Neticede kesim her ne kadar haram olmasa da İslam fıkhında mekruh olur.
Tüy Yolma Sistemindeki Sakıncalar: Entegre sisteminde problem olarak karşımıza çıkan diğer bir husus tüy yolma sistemidir. Başı kesilmiş olan tavuğun, tüylerinin rahat ve çabuk yolunması için kullanılan tekniklerden biri de malum olduğu üzere ıslatma usulüdür. Buna sulu yolum, ıslatmadan yapılana da kuru yolum denilmektedir. Her iki yolma usulünde de kesilen tavuğun üzerinde dışkı ve kan bulaşığı vardır. Bunların temiz suyla yıkanması ve temizlenmesi gerekmektedir. Sulu yolma sisteminde kesilen tavuk, bağırsak ve midesindeki pisliklerle beraber sıcak suya daldırılıp burada bekletilmektedir. Bu durumunda, ette gözenekler, delikler oluşur. Bu gözenekler, pis olan suyun hayvanın içine girip etine karışması, bağırsak ve midesinde bulunan pisliklerin de yine ete karışmasına sebep olur. Bu durumda et, yenilemez bir hale gelir.
Sonuç
Sonuç olarak makine kesiminde dini açıdan birçok ciddi problem vardır. Bu problemlerin bir kısmı her ne kadar bir takım tedbirlerle önlenilebilse de, büyük bir bölümünün önlenmesi için çok titiz çalışmalar gerekir. Makine kesiminin güncel bir hadise olduğu ortadadır. Bundan dolayı İslam Hukuku’nun klasik kaynaklarına müracaat edildiğinde bu konuyla alakalı açık ibareler bulunamadığı da ehlince malumdur. Bu nedenle hüküm, Kuran’dan, sünnetten ve İslam fıkhı hakkındaki eski çalışmalardan elde edilen ana hat ve kaidelerden çıkartılabilecektir. Makine ile kesimin günümüz şartlarında bir ihtiyaç olduğu düşünülür ise bunun ehil kişiler tarafından klasik kaynaklardan çıkartılan kaidelere göre yapılması gerekir.
Biz bu yazıda sistemin doğru olmayan yerlerini anlattık. Hazır kesim tavuk alırken bir kez daha düşünülmesi gerektiğini gerekçeleri ile birlikte sunmaya çalıştık. Umarız ki bu yazımız, sağlıklı beslenmek isteyen, helal-haram konusunda hassasiyet gösteren insanlara bir fayda sağlayacaktır.
Tavuk ile ilgili pek çok şey yazılmış ve çizilmiş. Yazılanların bir çoğu bu işi ticari gaye ile yapanlar tarafından hazırlanmış gibi görünüyor. Onların iddialarına göre hijyenik ortamda son teknoloji ile kesim ve paketleme yapılıyor. Son derece sağlıklı tesislerde hazırlandığı iddia edilen bu tavuklar için helal sertifikaları bile alınmış. Ancak bizim merak ettiğimiz konu, bu tavukları yemek ne derece sağlıklı, fıkhen hangi çerçevede değerlendirilebilir üzerinedir. Bu nedenle konunun uzmanı Fatih Kalender’e bu konuyu sorduk.
Tavukla ilgili pek çok iddia var: Sağlıklı tesislerde kesilmediğini söyleyenler, dini usullere riayet edilmeden kesildiğini dile getirenler, tavukların ilaçla yetiştirildiği için kanser riski oluşturduğunu belirtenler… Peki, işin doğrusu nedir?
Tavuk ile ilgili çok farklı yerlerden hazırlanmış birçok yazı var. Bunlardan bir kısmı hijyen arayan tüketicilerin sorularına cevap veriyor, pek azı da dini açıdan ele alıyor. Biz de sizin gibi bu işin fıkıh yönünü inceleyen ve dikkate alan diğer Müslümanlar için sorularınızı cevaplamaya çalışalım. Soruyu cevaplamadan önce, meselemizi üç bölümde incelememiz gerekiyor: Birincisi günümüzde makineyle kesim nasıl yapılmaktadır? İkinci olarak İslam fıkhına göre kesim nasıl yapılmalı? Üçüncü ve netice olarak da makine kesiminin İslam fıkhına uyup uymadığı yerler nerelerdir?
Makine İle Tavuk Kesimi Nasıl Yapılıyor?
Dünyanın birçok ülkesinde pek çok kesimhanede hayvanların makinelerle kesildiği bir gerçektir. Bunun sebebi de kitle imalatı için ihtiyaç duyulan hızlandırma ve maliyeti düşürme gerçeğidir. Böyle bir tesis saatte ortalama 8400 tavuk kesimi yapmaktadır. Bu rakam tesisin büyüklük ve ufaklılığına göre de değişebilir.
Sistem Nasıl İşliyor?
Kesim tesisine gelen tavuklar, kamyonlardan boşaltılarak “konveyör sistemi” denilen makineye baş aşağıya gelecek şeklinde bantta bulunan tutamaklara ayaklarından takılırlar. Tavuklar ayakları bağlı ve baş aşağı bir vaziyette uzun bir hatta ilerleyerek kesim yerine taşınırlar. Kesim makinesine bir metre kala tavuklar “elektro şok havuzu” denilen elektrikli soğuk su havuzlarına sokulurlar. Bunun sebebi hayvanın kesim esnasında daha az acı çekmesi olarak açıklansa da, bu konuyu araştırmış yazarların makalelerini okuduğumuzda, asıl sebebin bu olmadığını anlamaktayız.
Tavuklar Neden Elektro Şok Havuzuna Sokuluyor?
Bıçak, tavuğun boğazına değdiği anda çok güçlü bir şekilde kanatlarını çırpmaya başlar. Bu da tehlikelere davetiye çıkarabilir. Örneğin, kanadı yerinden çıkabilir, kanadı kırılabilir ve tavuk hızlı dönüşler yaparak ayaklarını kırabilir. Kanadı veya ayağı kırılan tavuk tüy yolma makinesine girdiğinde oradaki çok yüksek devirle dönen kamçılarla tüyleri yolunurken kanat veya ayakları paramparça olabilir. O kanatlar ve ayaklar kullanılmaz hale geldiğinden tavuğun zayiat oranı artar. Şayet kanat veya ayak kırılmamış da, yerinden çıkmışsa iç kanama olur. Bu da tavuk üzerinde morluklar ve kızarıklıklar olmasına sebebiyet verir ki, malın kalitesi düşer. Elektrikle şoka maruz kalan tavuk, kesim esnasında fazla çırpınmadığından kanı fazla boşalmaz ve kanın bir kısmı içeride kalarak tavuğun daha ağır olmasına yol açar. Çünkü bir tavukta normalde 200 gr kan olur. Bir tavukta 200 gr kan olunca günde 300 bin tavuk kesilse 60 ton eder. Bu büyük bir rakam. Kanı akmamış tavuğun kanları kılcal damarlarında kalır ve bu tavuğun rengi morumsu olur.
Tavukların Kesilmesi ve Tüylerinin Yolunması Nasıl Gerçekleşiyor?
Şoktan sonra tavuklar kesilecek yere ulaştırılır. Sonra döner veya düz bıçakla boğazları kesilir. Bu evreyi takip eden süreçte boğazları kesilen tavuklar, sulu yolma sisteminde haşlama kazanları dedikleri sıcak sulara sokulurlar. Ve orada bir müddet bekledikten sonra tüy yolma makinelerine girerek tüyleri yolunur. Oradan da temizleme, parçalama ve paketleme evrelerine doğru hareket ederler. Tavuk ve benzeri hayvanların tüylerini daha kolay yolmak için kullanılan tekniklerden biri de ıslatma usulüdür. Buna “sulu yolum”, ıslatmadan olana da “kuru yolum” denmektedir. Sulu yolumun, kuru yolum yerine tercih edilmesi, sıcak suda tüyleri yumuşayan tavukların yolumunun daha kolay ve hızlı olmasıdır.
İslam Fıkhına Göre Kesim Nasıl Olmalıdır?
Makineyle kesimin usule uygun olup olmadığını anlayabilmemiz için öncelikle İslam fıkhına göre hayvan kesiminin şartlarının neler olduğunu bilmemiz gerekiyor. Meşru olan kesim, boğazlama yoluyla olandır.
Kesilecek Olan Hayvan Kesim Sırasında Canlı Olmalıdır. Hayvanın kendiliğinden ölmüş olması halinde eti haram olacağından, kesim esnasında hayvanın canlı olması şarttır. Kesilen hayvanın canı sırf kesimle çıkmalıdır. Hayvanın ölümü bu kesim işlemi ile gerçekleşmelidir. Bu şart haddi zatında yukarıdaki şartın tamamlayıcısıdır. “Helal yapıcıyla haram yapıcının bir yerde toplanması durumunda haram yapıcı, helal yapıcı üzerine tercih olunur.” kaidesi genel olarak mezheplerin kabul ettiği bir kaide olduğundan bu şart hakkında mezhepler açısından pek farklılık bulunmamaktadır.
Besmele Şartı Ve Bunun Zamanı: Hayvanın kesilmesi esnasında besmelenin gerekli olup olmaması makineli kesimde çok büyük bir önem arz ettiğinden bu konuya biraz değineceğiz. Hayvan kesilirken Allah’ın adının anılmasının şart olup olmaması veya hangi ölçüde şart olduğu âlimler arasında müzakere edilmiştir. Konuyla ilgili birkaç ayet-i kerime var. Onlardan biri de En’am Sûresi’nde yer alan “Üzerine O’nun adı anılarak kesilenlerden yiyin” mealindeki ayet-i kerimedir (6/118). Bu ve benzeri ayeti kerimelerden kast edilenin, Allah’tan başkası adına kesilen hayvanların yenmesini yasaklama mı, hayvanın Allah adına kesilmesi ilkesi mi, yoksa hayvan kesilirken Allah adının telaffuz edilmesi mi olduğu müzakere edilmiştir. Ancak, alimlere göre hayvanın kesimi esnasında, unutulmadığı durumda besmele çekmek şarttır. Besmeleyi söylemeye takati olduğu halde kasten terk edilmesi halinde ise o hayvanın eti yenmez. Kesen kimsenin Müslüman veya Ehl-i Kitap olması bu sonuçları cumhura göre değiştirmez.
Makine İle Tavuk Kesimin Sakıncaları Nelerdir?
Şimdi, bu bilgiler ışığında günümüz tavukçuluğundaki entegre (bütünleşmiş) sisteminde makineyle kesim olayını ele alalım.

Tavuğu Ayaklarından Asmak: Kesim tesisine gelen tavuklar kamyonlardan boşaltılarak konveyör sistemi ile baş aşağıya gelecek şeklinde bantta bulunan tutamaklara ayaklarından takılırlar. Tavuklar baş aşağı uzun bir hatta ilerleyerek kesim yerine taşınırlar. Hayvana eziyet vermemek kaydıyla bunda dinen herhangi bir mahsur yoktur.
Elektro Şok Olayı: Kesim makinesine bir metre kala elektrik verilmiş soğuk su havuzlarına sokulurlar. Bu merhale, dinen önem arz eden bir merhaledir. Kendilerine şok için elektrik verilen tavukların bu merhalede ölme ihtimalleri vardır. Zira bu esnada elektro şok havuzunun su seviyesi pilicin boynunu tamamen içine alır. Yani yaklaşık 15-20 saniye hayvan hem elektrik şokuna maruz kalır, hem de havayla irtibatı kesilir, yani nefessiz kalır. Bu safhada tavukların hepsi ölmese bile içlerinde bünyesi zayıf olduğu için ölenler olabilir. Makine kesiminde ölen bu tavuklar bilinemeyeceğinden diğerleriyle karışma ihtimali yüksektir. Bu safhada titizlik gösterilerek voltajın seviyesi ayarlansa ve piliçlerin kafaları su içinde kaybolmasa, belki bu problem aşılabilir. Burada şunu da belirtmeliyiz ki, makine ile değil de elle kesim yapan kesimhanelerde de elektro şok havuzu kullanılmaktadır. Bunu da sizin dikkatinize sunuyoruz.
Kesim Yapan Kişideki Şartlar: Elektro şoktan çıkan piliçler kesim şeridine gelerek kafaları kesilir. Bu safhada da dini açıdan birçok problem gözükmektedir. Çünkü bir kesimin İslam’a göre caiz olabilmesi için kesen kişide şu şartların yer alması gerekir: Akıl ve temyiz gücüne sahip olması, Müslüman veya Ehl-i kitap olması, hayvanı Allah adına kesmesi… Yani genel olarak kesim işini yapan kimsenin Allah adına kesmeyi kavrayacak ölçüde temyiz gücüne sahip olması gerekir. Hâlbuki burada kesme işlemini yapan makinedir, insan değil.
Yanlış Yerden Kesim: Başı sabit bir şekilde durmayan sürekli hareket halinde olan bir canlının kafasının, istenildiği yerden kesilebilmesi de burada bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır. Zira makinenin dönen bir el değirmeni veya öğütücü bir makine gibi bir eksen etrafında dönüp duran bir bıçağı var ve bu bıçak çok hızlı olduğu gibi çok da keskindir. Baş aşağı olan tavuğun boynunu anında keser. Bıçak önünden geçen hayvanın, her ne kadar şok havuzundan çıkmış olsa bile, herhangi bir nedenden dolayı hareket etmesi mümkündür. Bu durumda hayvanın boğazı fıkhen istenilen yerden kesilebileceği gibi, kafası fıkhen istenilmeyen yerden de kesilebilir. Bu kesim işleminin yeri tam olarak bilinmedikçe şüphe olacaktır. Veya kesilen hayvanların bir kısmında bu şüphe olacaktır. Ve o hayvanların diğer kesilen hayvanlarla karışması durumunda, yine helallilik ve haramlılık söz konusu olacaktır. Burada tekrar mecelle kaidesini tekrar hatırlayalım. Neticede kesim her ne kadar haram olmasa da İslam fıkhında mekruh olur.
Tüy Yolma Sistemindeki Sakıncalar: Entegre sisteminde problem olarak karşımıza çıkan diğer bir husus tüy yolma sistemidir. Başı kesilmiş olan tavuğun, tüylerinin rahat ve çabuk yolunması için kullanılan tekniklerden biri de malum olduğu üzere ıslatma usulüdür. Buna sulu yolum, ıslatmadan yapılana da kuru yolum denilmektedir. Her iki yolma usulünde de kesilen tavuğun üzerinde dışkı ve kan bulaşığı vardır. Bunların temiz suyla yıkanması ve temizlenmesi gerekmektedir. Sulu yolma sisteminde kesilen tavuk, bağırsak ve midesindeki pisliklerle beraber sıcak suya daldırılıp burada bekletilmektedir. Bu durumunda, ette gözenekler, delikler oluşur. Bu gözenekler, pis olan suyun hayvanın içine girip etine karışması, bağırsak ve midesinde bulunan pisliklerin de yine ete karışmasına sebep olur. Bu durumda et, yenilemez bir hale gelir.
Sonuç
Sonuç olarak makine kesiminde dini açıdan birçok ciddi problem vardır. Bu problemlerin bir kısmı her ne kadar bir takım tedbirlerle önlenilebilse de, büyük bir bölümünün önlenmesi için çok titiz çalışmalar gerekir. Makine kesiminin güncel bir hadise olduğu ortadadır. Bundan dolayı İslam Hukuku’nun klasik kaynaklarına müracaat edildiğinde bu konuyla alakalı açık ibareler bulunamadığı da ehlince malumdur. Bu nedenle hüküm, Kuran’dan, sünnetten ve İslam fıkhı hakkındaki eski çalışmalardan elde edilen ana hat ve kaidelerden çıkartılabilecektir. Makine ile kesimin günümüz şartlarında bir ihtiyaç olduğu düşünülür ise bunun ehil kişiler tarafından klasik kaynaklardan çıkartılan kaidelere göre yapılması gerekir.
Biz bu yazıda sistemin doğru olmayan yerlerini anlattık. Hazır kesim tavuk alırken bir kez daha düşünülmesi gerektiğini gerekçeleri ile birlikte sunmaya çalıştık. Umarız ki bu yazımız, sağlıklı beslenmek isteyen, helal-haram konusunda hassasiyet gösteren insanlara bir fayda sağlayacaktır.
Bira alkolsüz olur mu?
Bira alkolsüz olur mu?
Ramazan’da Umre’ye giden bir arkadaşımız, hem Mekke hem de Medine’de Harem-i Şeriflerin bitişiklerindeki marketlerde Efes Pilsen ürünlerinin satıldığını ve resimlerini çektiğini belirterek ‘bu nasıl olur?’ diye soruyor.
Kendisine, ‘Devlet Gazetesi’ yazarlarının “Mekke’deyiz… Ertuğrul Özkök ne yaptı dersiniz? Başarılı bir günün ardından bir şampanya açtırdı… Durun, hemen ‘yakaladık’ diye atlamayın… Bu şampanya, Suudi Arabistan’ın alkolsüz şampanyası… Adı da hakikaten şampanya… Suudiler buna ‘Saudi champagne’ diyorlar…” şeklindeki ifşaatlarını hatırlatarak dedim ki;
‘Bunu birilerine anlatırsan derler ki ‘O alkolsüz bira. Bir sakıncası yok. O üründen Türkiye’nin meşhur gıdacısı …’da üretiyor’ derler. Fakat Türkiye’de üretilen gazozlar, kolalar, meyve suları, aromalı içecekler, yapay maden suları, enerji ve sporcu içecekleri gibi birçok yapay içeceğe, üretimde -etil alkol- değişik amaçlarla eklendiği gibi alkolsüz diye satılan tüm biralarda da “alkol var!’
Ama nasıl olur. Bunun belgesi var mı?
Hangi beyanımız delilsiz ki bu delilsiz olsun demedim ama ‘gazlı içecekler, kolalar vb ile ilgili Tübitak’ın alkol tespit belgelerini 2006 ve 2007’de yayınlamıştık. ‘Alkolsüz Bira’, ‘Aromalı Bira’ ve ‘Malt içecek’ yazsa da içeriğinde mutlaka alkol var!
Belgesine gelince…
Elbette söyleyeceğimiz her cümle isbât-ı kabil şeylerdir’ diyerek durumu aşağıdaki gibi izah ettik kendisine…
2006/33 nolu Türk Gıda Kodeksi Bira Tebliği’ni incelediğimiz zaman, oynanan oyunu fark ederiz. Şöyle ki:
Söz konusu tebliğin 4. maddesinin e fıkrası; “Sadece maltın veya malt ve ekstrakt maddelerinin öğütülüp, sıcak su ile belirli yöntemlerle işlenmesi sonucunda elde edilen şıranın; şerbetçiotu ile kaynatılması ve soğutulması, bira mayası ile belirlenen alkol derecesine kadar fermente edilmesi veya fermentasyon sonucu oluşan alkolün uzaklaştırılması yoluyla elde edilen, filtre edilerek veya edilmeyerek, pastörize edilerek veya edilmeyerek üretilen, içinde çözünmüş halde karbondioksit bulunan bulanık veya berrak içki” şeklinde tanımlar, sözde Alkolsüz birayı.
F fıkrası ise Aromalı birayı; Aromatize edilmiş bira ve aromatize edilmiş alkolsüz bira diye tanımlıyor. Aynı tebliğin 5. maddesinde de yer alan tablo ise son derece manidardır.
Bira hacmen alkol miktarlarına göre dörde ayrılır:
Ürün Adı | % Hacmen Alkol (20 ºC) |
Alkolsüz bira | ≤ 0,5 alkol içerir |
Düşük Alkollü Bira | > 0,5 ≤ 3 alkol içerir |
Bira | > 3 ≤ 6 alkol içerir |
Yüksek Alkollü Bira | > 6 ≤ 10 alkol içerir |
Tanımdaki ‘alkolün uzaklaştırılması’ şeklindeki ifade ilk bakışta ürünü alkolsüz gibi gösterebilir ancak diğerleri bir yana Alkolsüz bira denilen birada yüzde 0,5 oranında alkol yer alıyor.
Bu ürünlerin alkol içerdiği neden etiketinde yazmıyor?
En kritik soru bu. Makyavelist anlayış, sadece ticaret veya siyasette yoktur. Bu anlayışı bürokraside de görebiliriz. 2002/58 numaralı ‘Gıda Maddelerinin Genel Etiketleme ve Beslenme Yönünden Etiketleme Kuralları Tebliği’nin 5. maddesinin y/3 fıkrası “Bileşimindeki alkol miktarı hacmen % 1,2′yi geçmeyen” ürünlerin etiketine alkolün varlığını yazmayı zorunluluk olmaktan çıkarıyor.
Özetlemek gerekirse; ister alkolsüz, ister malt, ister aromalı, isterse de bira denilsin alkol hepsinde mevcut olup aralarındaki fark, alkolün oranından ibaret.
Birinde yüzde yarım, diğerinde yüzde üç bir başkasında yüzde 10 hepsi bu.
Yani ‘alkolsüz bira’ yahut ‘aromalı bira’ sadece bir palavra…
Bir tuzak…
Alkolün varlığının devletin resmi mevzuatı ile gizlenmesi, temel insan haklarına aykırı bir uygulama olarak karşımızda durmakta. Tüm sorumluluk biz tüketicilerle birlikte, bu ülkeyi yönetme sorumluluğunu omuzlarına almış herkesin üzerinde…
Hatırlayınız
Allah c.c.’in evinin etrafında satılan Coca Cola Türkiye ve Efes Pilsen’in sahibi Tuncay Özilhan, birkaç yıl önce reklâm ürünlerinde hangi ifadeleri kullanmıştı: Biraullah (Allah’ın birası) (!).
Allah’ın birası(!) Allah’ın Evi’nin yanında satılmayıp da nerede satılacak(!)?
Arkadaşımız sormaya devam ediyor…
Suudi yönetimi yahut Mekke ve Medine yönetimleri bu durumu bilmiyor mu?
Bilip bilmediklerini bilmiyoruz. Bilmiyorlarsa bile bu mazeret olamaz. Allah c.c. ile alay eden bir firmanın bırakınız birasını, hiçbir ürününün bu beldelere girmemesi gerekirdi.
Alkol, Müslümanların en önemli imtihanlarından biri!
Azı ya da çoğu,
Şu veya bu adla anılması,
Şuna buna eklenmesi,
Direkt yahut en direkt yöntemlerle tüketilmesinin bir farkı olabilir mi?
Hangi adla anılırsa anılsın,
Hangi ürüne eklenirse eklensin.
Nerede satılırsa satılsın,
Kim satarsa satsın alkol alkoldür. Çağdaş ifsatçılar bir kulpla cevaz verseler de hükmü değişmez.
Vail İbnu Hucr r.a. anlatıyor: “Târık İbnu Süveyd el-Cu’fi r.a., Resûlullah s.av.’e hamr (alkollüler) ile tedavi hususunda sordu. Aleyhissalatu vesselam onu bundan men etti ve:
“Hayır! O, deva değil, derttir!” buyurdu.” Müslim, Eşribe 12, (1984); Ebu Davud, Tıbb 11, (3873); Tirmizi, Tıbb 8, (2047).
“Allah c.c., size haram kıldığı şeylerde şifanızı halk etmiş değildir.” (Mecmau”z-Zevâid:5/86)
Görüleceği üzere bırakınız keyif için bu tür ürünleri tüketmeyi, Efendimiz s.a.v. alkolün tedavi amaçlı bile kullanılmasını yasaklıyor!
Diyebilirsiniz ki; birçok ilaçta da alkol var!
Halklısınız. Hatta bilgisi sadece tıp ilmi ile sınırlı ya da çaresizliği meslek edinmiş bazı Müslüman doktorların bu durumu ve domuzdan yapılan aşıları savunduklarına şahit olabiliriz.
‘İçme de öl’ diyenlere bile rastlayabilirsiniz…
Müslüman bir hasta, doktoru ile reçete öncesi pazarlık yapmasını bilmeli.
İçeriğini tam olarak bilmediği veya içeriğinde haram yahut şüpheli maddeler bulunan ilaçları kendisi için yazmamasını talep etmeli. Acaba kaç doktor yazdığı ilacın içeriğini tam olarak bilmekte ya da bu duyarlılığa sahip? Ayrı bir yazı konusu olan bu meselenin, ne kadar zor olduğunun farkındayım. Lakin olması gereken bu.
Unutmayınız normal şartlarda arz, talepten dolayıdır. Türkiye’nin önemli reklamcılarından olan bir arkadaşımızın ‘Biz, bir adama ihtiyacı olmayan dünyanın en pahalı otomobilini aldırtıp, üzerine kuş pislemesin diye sabahlara kadar pencerede uykusuz bekleterek onu o araca taptırırız’ şeklinde tanımladığı reklâmcılık, olmayanları bile ihtiyaç gibi pazarlayıp o ürüne taptırabiliyor.
Bu nedenle bir ürün hangi adla sunulursa sunulsun, bizler ferasetli bir tüketici olmaya mecburuz.
Kemal Özer – TimeturkHaramdan gelen para nereye harcanır?
10/12/2012 06:56:00
Gerçek sahibi bilinmeyen mal, birkaç şekilde olur. Ya sahibi ölmüştür ya da kaybolmuştur. Veya millet malından haksız bir şekilde alınıp zimmete geçirilmiştir. Faiz yoluyla da geçmiş olabilir. Peki böyle bir para elimize geçtiğinde ne yapmalıyız? Bu parayı nerelerde kullanabiliriz?
Meşru olmayan yoldan kazanılan bir malı, şahsın kendisinin yemesi uygun olmayıp haramdır. Eğer bu mal hırsızlık, gasp gibi yollarla ele geçirilmişse, insanın onu kazancından ayırması, uzaklaştırması gerekir. Eğer sahibi belli ise, malın ona verilmesi gerekir. Sahibi ölmüş olursa da hak, mirasçılarına verilir. Şayet sahibi kaybolmuşsa, ortaya çıkana kadar bekletilir. Çıkınca da meydana gelen artışlarla birlikte sahibine teslim edilir.Gerçek sahibi bilinmeyen mal, birkaç şekilde olur. Ya sahibi ölmüştür ya da kaybolmuştur. Veya millet malından haksız bir şekilde alınıp zimmete geçirilmiştir. Faiz yoluyla da geçmiş olabilir. Önemli olan, mümkün mertebe faiz kurumlarına para yatırmamaktır. Fakat çeşitli sebeplerle bankada bulunan paraya faiz tahakkuk etmişse dikkatli olunmalıdır. Zira onun harcanması da yukarıda zikredilen haram mallarla birlikte ele alınır.
Sahibi bilinmeyen haram malı veya faiz yoluyla ele geçen parayı sarf hususunda İslam hukukçularının farklı görüşleri bulunmaktadır. Bu meseleyi, “haram malın harcanması” bahsinde anlatan İmam Gazalî, iki noktayı dikkate vermektedir. Bunlardan birincisi, o malın sadaka olarak verilmesi konusudur. Diğeriyse; temiz bir mal olmadığı gerekçesiyle fukaraya sadaka olarak verilemeyeceği görüşüdür.
İkinci görüşü benimseyen âlimlerden Fudayl bin İyad, eline geçen iki dirhem paranın helal yoldan kazanılmış olmadığını fark edince onu götürüp taşların arasına koymuş ve “Ben ancak helal ve temiz olan malı tasadduk ederim. Kendim için hoş görmediğimi başkası için de uygun görmem” demiştir.
İmam Gazalî, Hz. Fudayl’ın bu halini anlattıktan ve bu görüşü bir derece kabul ettikten sonra, bu görüşleri destekleyen delilleri sıralamaktadır.
Resul-i Ekrem, bir cenaze defninden dönüşünde Kureyşli bir kadının verdiği ziyafete davet edilmişti. Hz. Muhammed(SAV)Önüne konulan kızartılmış koyunun haram olduğu bildirilince, “Bunu kaldırın ve esirlere yedirin” buyurmuştur. (Tirmizî, Savm: 3)
Yine bir diğer naklî delil de şöyle: Bizans’ın İranlılara galip geleceğini haber veren Kuran-ı Kerim'in Rum Suresi’nin ilk ayetleri nazil olunca, müşrikler Peygamberimizi yalanlayarak alaya aldılar. Bunun üzerine Hz. Ebu Bekir, Peygamberimizin izniyle müşriklerle bahse girişti. Sonunda Kur’an’ın verdiği haber doğru çıktı. Hz. Ebu Bekir de iddiada ortaya konan develeri müşriklerden aldı. Ancak bu arada kumar haram kılındığı için, Resul-i Ekrem Efendimiz, “Getirdiğin bu mal şüphesiz haramdır. Onu Müslümanlara sadaka olarak ver” buyurdu. Bilindiği gibi, karşılıklı bahis de kumara girmektedir.
Her iki görüşle ilgili geniş açıklamalarda bulunan İmam Gazalî özet olarak şunları söylemektedir: "Bilinir ki, bu malı hayırlı bir yere harcamak, denize atmaktan daha hayırlıdır. Bunun ne atana, ne de malın sahibine bir faydası vardır. Halbuki bir fakirin eline verildiği takdirde, o fakir faydalanacağı gibi, mal sahibine de duacı olacaktır.
“Kendimiz haramı nasıl yemiyorsak, fakirlere de yedirmeyiz” görüşünde olan âlimlereyse Gazalî şu cevabı vermektedir:
“Bu söz doğrudur. Fakat bu mal, ona ihtiyacımız olmadığı zaman bize haramdır, fakire ise helaldir.” (İhyâ, 2:127-132.)
Bu durumda gerek faizli parayı, gerekse başka yollardan ele geçmiş bulunan parayı fakirlere sadaka vermek mümkündür. İstenirse bu para bir hayır kurumuna da verilebilir. Sadaka olarak verilen bu paradan ne bir ecir beklenir, ne de sevap. Sadece para en uygun bir şekilde elden çıkarılmış olur.
Haramla tedavi olunur mu?
Helal ve haramın ne olduğu ve sınırı genel olarak ayetlerde bildirilmiş ve açıklanmıştır. “Bugün size bütün güzel ve temiz şeyler helal kılındı.” (Maide Suresi, 5)Görüldüğü gibi, açlık tehlikesiyle karşı karşıya gelen veya yemediği zaman hayatî bir tehlikeyle karşı karşıya kalacak kimse, ancak hayatını kurtaracak kadar haram olan etten yiyebilir. Çünkü zor durumda kalan kimse için bazı haram olan şeyler mubah olur. Bu izne kuvvet veren başka bir ayette ise şöyle buyurulur: “(Allah) size neleri haram kıldığını ayrı ayrı bildirmiştir. Ancak çaresiz kalıp da yemek zorunda kaldığınız şeyler müstesna. (Onlar haram kılınmamıştır.)” (En’am Suresi, 119)
Haram kılınan yiyecek ve içeceklerden ancak ölüm tehlikesini gidermek ve bir canı kurtarmak için yenilip içilebilir. Bunun dışında, tehlikeyi atlattıktan sonra veya mecburiyet yokken yemek caiz değildir.
İslam hukukunda birer kaide olan “Zaruretler haramı mubah kılar” ve “Zaruretler ancak zaruret miktarınca takdir olunur” cümleleri haramın mubah kılınmasının ölçüsünü ve haramdan ancak zaruret miktarı istifade edilebileceğini esasa bağlamaktadır.
Mesela, İbn Âbidin’de şu hükümleri görmekteyiz. Zaruret halinde ölü eti yemek ve şarap içmek caizdir. Bir felaketi gidermek için, haram sayılan birşeyi yemekten başka çare yoksa onun yenilmesi helal olur, denilmektedir.
Başka bir ilaç bulunmadığı ve şifa da ancak haram olan bir şeyde olduğu takdirde onu kullanmak caizdir. Çünkü tedavide haramlık hükmü sâkıt olur. Susuzluk tehlikesiyle karşılaşan, açlık tehlikesi geçiren kimseye şarabın ve de ölü eti yemenin helal olması da böyledir. Zaruretten dolayı haram yemenin caiz olacağı hususunda bütün âlimler ittifak içindedir




Günümüz dünyasında müslümanların bile sıkıntı çektiği helal haram sınırlarını açıklayan bir sayfa yapmandam memnun oldum. Rabbimde sizleri dünya ve ahirette huzura erdirsin inş ..
YanıtlaSil